Turist sayımız artıyor. Peki neden turizmimiz küçülüyor gibi hissediliyor?

Turist sayımız artıyor. Peki neden turizmimiz küçülüyor gibi hissediliyor?

Bir turizm ülkesinde en tehlikeli cümlelerden biri şudur:

“Turist sayımız arttı.”

Çünkü bu cümle tek başına hiçbir şey anlatmaz.

Turist kim?

Nereden geliyor?

Kaç gece kalıyor?

Nereye para harcıyor?

Otelin dışına çıkıyor mu?

Girne'de esnafın kasasına ne bırakıyor?

Lokantaya gidiyor mu?

Köyleri geziyor mu?

Müzeye giriyor mu?

Araç kiralıyor mu?

Ve en önemlisi:

Bir sonraki yıl yine geliyor mu?

Asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü Kuzey Kıbrıs'ın turizm rakamlarına biraz daha yakından baktığınızda, karşınıza yalnızca büyüme hikâyesi çıkmıyor.

Başka bir hikâye daha çıkıyor.

Ve bence artık konuşmamız gereken hikâye bu.


Sayı artıyor ama geceleme neden azalıyor?

2025'te KKTC'ye hava ve deniz yoluyla gelen ziyaretçi sayısı 2 milyon 589 bin 729'a ulaştı.

Bir önceki yıla göre artış %17,2.

İlk bakışta son derece güzel bir rakam.

Ama turizmi yalnızca giriş kapısından sayarsanız, turizmi yanlış ölçersiniz.

Çünkü otelin kapısından içeriye bakmak gerekiyor.

2025'in ilk altı ayında turistik tesislerde konaklayan üçüncü ülke vatandaşlarının sayısı %17,2 azaldı.

Daha çarpıcı olan ise geceleme.

Üçüncü ülke vatandaşlarının geceleme sayısı %24,6 geriledi.

Toplam geceleme de aynı dönemde %2,2 düştü. 

İşte benim dikkatimi çeken rakam bu.

Çünkü turizm yalnızca “kaç kişi geldi?” meselesi değildir.

Turizm aynı zamanda:

Kaç gece kaldı?

Ne kadar harcadı?

Nereye harcadı?

meselesidir.

Peki Avrupa turistine ne oldu?

Bir zamanlar Eylül ayı Kuzey Kıbrıs turizminin en güçlü dönemlerinden biriydi.

İngiliz turist Girne sokaklarında görülürdü.

Köy restoranlarında otururdu.

Küçük otellerde kalırdı.

Araba kiralardı.

Kahvesini içer, alışveriş yapardı.

Yani turist sadece otele para bırakmazdı.

Şehre karışırdı.

Bugün ise turizm modelimizin önemli bir bölümünde turist ile destinasyon arasındaki bağın zayıfladığını konuşmamız gerekiyor.

Çünkü ziyaretçi sayısını artırmak başka şeydir.

Turistin ekonomiye yaydığı parayı artırmak başka şey.

Güney Kıbrıs'ın rakamı bize bir şey söylüyor

2025 yılında Güney Kıbrıs'a 4 milyon 534 bin 73 turist geldi.

Bu rakam bir önceki yıla göre %12,2 arttı.

Daha da dikkat çekici olanı kaynak pazarlar.

Birleşik Krallık, 2025'te Güney Kıbrıs'ın en büyük turizm pazarı oldu ve toplam turistlerin %31,8'ini oluşturdu. 

Eylül ayında ise İngiliz turistlerin payı %31,4 oldu. 

Şimdi kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Aynı adanın iki tarafı varken, İngiliz turist neden bir tarafa daha fazla gidiyor?

Bu sorunun cevabını “tanıtım yapmıyoruz” diyerek geçiştiremeyiz.

Çünkü artık daha zor sorular sormamız gerekiyor.

Acaba mesele sadece tanıtım mı?

Bir İngiliz turist düşünün.

Londra'dan uçak bileti bakıyor.

Otel bakıyor.

Transfer bakıyor.

Araç kiralama fiyatına bakıyor.

Restoran fiyatlarına bakıyor.

Sonra güvenlik algısına, ulaşım kolaylığına, rezervasyon sistemlerine, destinasyonun bilinirliğine bakıyor.

Ve bütün bunları birkaç dakika içerisinde başka ülkelerle karşılaştırıyor.

Yani artık Kuzey Kıbrıs turizmi sadece Güney Kıbrıs'la rekabet etmiyor.

Dünyanın tamamıyla rekabet ediyor.

Turist için artık mesele:

“Bizim denizimiz güzel.”

değil.

Herkesin denizi güzel.

Mesele:

“Neden seni seçeyim?”

sorusuna verdiğimiz cevap.


Yıllardır turizmi yatak sayısından ibaret konuşuyoruz

Yeni otel yaptık.

Yeni yatak yaptık.

Yeni tesis yaptık.

Yeni casino yaptık.

Yeni yatırım yaptık.

Ama turizm politikasının merkezine başka bir soruyu yeterince koyduk mu?

Bu yatakları kim dolduracak?

Daha da önemlisi:

Bu turistleri hangi stratejiyle getireceğiz?

Çünkü otel yapabilirsiniz.

Ama İngiliz turist satın alamazsınız.

Alman turist satın alamazsınız.

İskandinav turist satın alamazsınız.

Bunları kazanmanız gerekir.

Ve kazanmak için de yalnızca billboard yetmez.


Artık “kaç turist geldi?” sorusunu bırakıp başka sorular sormalıyız

Turizm Bakanlığı'nın önümüzdeki dönemde açıklaması gereken tablo bence çok daha farklı olmalı.

Mesela:

2025'te gelen turistlerin yüzde kaçı otelde kaldı?

Ortalama konaklama süresi kaç gece?

Turist başına ortalama harcama ne kadar?

Hangi pazardan gelen turist kaç gece kalıyor?

Hangi pazar Kuzey Kıbrıs'ta en fazla harcama yapıyor?

Turistlerin ne kadarı Girne, Lefkoşa, Mağusa dışına çıkıyor?

Kırsal turizme ne kadar para bırakılıyor?

Küçük ve orta ölçekli işletmeler turizm gelirinden ne kadar pay alıyor?

Ve belki de en önemli soru:

Son beş yılda Avrupa pazarından kaybettiğimiz turistleri geri kazanmak için ne yaptık?

Bu sorunun cevabı bir tanıtım kampanyası listesi olmamalı.

Sonuç listesi olmalı.

Kaç kampanya yapıldı?

Kaç turist geldi?

Kampanya başına maliyet neydi?

Hangi ülkeden kaç rezervasyon geldi?

Kaç geceleme yarattı?

Ne kadar turizm geliri oluşturdu?


Çünkü artık tanıtım değil, ölçülebilir turizm politikası zamanı

Ben olsam önümüzdeki dönemin turizm politikasını üç rakam üzerine kurarım:

Turist sayısı.

Geceleme.

Turist başına harcama.

Üçü birlikte yükselmiyorsa, ortada yalnızca büyüyen bir ziyaretçi grafiği vardır.

Büyüyen bir turizm ekonomisi değil.

Ve işin bir başka tarafı daha var.

KITSAB Müdürü Mustafa Şoföroğlu'nun son açıklamalarında dile getirdiği akaryakıt maliyetleri de bu tablonun başka bir parçası. Şoföroğlu, artan akaryakıt maliyetlerinin transferden turlara, acentelerden otellere kadar sektörün geniş bir bölümünü etkilediğini ve maliyet artışlarının müşteriye aynı oranda yansıtılamadığını söylüyor.

Yani sektör bir taraftan turist bulmaya, diğer taraftan bulduğu turisti daha pahalı bir ortamda ağırlamaya çalışıyor.

Bu sürdürülebilir bir model değil.

Bakanlığın önünde aslında çok net bir görev var

Kuzey Kıbrıs turizminin sorunu yalnızca daha fazla turist getirmek değil.

Doğru turisti, doğru pazardan, doğru maliyetle getirip ülke ekonomisine daha fazla yayabilmek.

İngiliz turist bunun yalnızca bir örneği.

Avrupa'nın diğer pazarları da öyle.

Kültür turisti.

Doğa turisti.

Bisiklet turisti.

Gastronomi turisti.

Kırsal turizm.

Yürüyüş rotaları.

Küçük oteller.

Yerel üretici.

Restoran.

Esnaf.

Bunların hepsini aynı turizm zincirinin parçası haline getirebilirsek başka bir modelden söz edebiliriz.

Aksi halde havaalanındaki yolcu sayısını artırır, otelleri doldurur ve yine de “turizm neden eskisi gibi kazandırmıyor?” diye sorarız.

Deniz hâlâ burada.

Girne hâlâ güzel.

Köyler hâlâ güzel.

Hellim hâlâ burada.

Şarap hâlâ burada.

Tarih hâlâ burada.

Doğa hâlâ burada.

Sorun, bunların yok olması değil.

Bunları satın alacak turistin neden başka destinasyonları seçtiğini yeterince ciddiye almamamız.

O yüzden artık “Turist geliyor mu?” diye sormayı bırakalım.

Daha zor soruyu soralım:

“Gelen turistten nasıl daha fazla değer üreten, daha çeşitli ve daha sürdürülebilir bir turizm ekonomisi yaratacağız?”

Çünkü geleceğin turizm yarışını en fazla yatağı olan değil, turistin cebindeki paranın en fazla kısmını kendi ekonomisine yayabilen destinasyonlar kazanacak.

Ve Kuzey Kıbrıs'ın artık tam olarak bu yarışa hazırlanması gerekiyor.

Ama turistin başka destinasyonları seçmeye devam etmesini kader gibi izleyemeyiz.

Yorumlar

img
Site Logo

Turizm Prestige, turizm sektöründe deneyimi, profesyonel bakışı ve güçlü iletişim ağıyla öne çıkan bir platformdur. Ekibimiz, sektördeki en güncel gelişmeleri yakından takip ederek okuyucularımıza ilham veren içerikler, güvenilir bilgiler sunar.

İletişim Bilgileri

Lefkoşa KKTC

turizmprestigekibris@gmail.com 0200 000 00 00