Girne Zenginlerin, Lefkoşa Entellektüellerin!
Çoğu insanın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dendiğinde şehirleri arasında bu kadar belirgin farklar olduğunu fark etmemesi bana hep ilginç gelmiştir. Aynı şekilde bana sık sık “Neden Girne’de yaşamıyorsun?” diye soranlara cevabım da hep aynıdır:
“Girne zenginlerin, Karpaz inzivacıların, Lapta İngiliz ve Rusların, Lefkoşa ise entelektüellerin merkezidir.”
Aralarında mesafe olarak oldukça kısa kilometreler olsa da, bu dört bölgenin iklimi bile birbirinden tamamen farklıdır. Girne daha yağışlı, Lapta rüzgârlı, Lefkoşa karasal ve Karpaz ise daha ılıman bir iklime sahiptir. Lefkoşa’yı sahilden ayıran Beşparmak Dağları, yağmur bulutlarını keser; bu yüzden Lefkoşa yıl boyunca daha kuru ve güneşlidir. Özellikle bahar sabahlarında güneşli Lefkoşa’dan çıkıp, yarım saat sonra yağmurlu Girne’ye ulaşmanız oldukça mümkündür.
Doğal zenginlik açısından ise Karpaz başlı başına bir hazine. Kıbrıs orkidesi (Orchis sancta), Kıbrıs lalesi (Tulipa cypria) ve adaçayı türleri gibi pek çok endemik bitki bu bölgede yetişir. Karpaz ve genel olarak Kuzey Kıbrıs, Akdeniz’in en zengin endemik bitki çeşitliliğine sahip bölgelerinden biridir.
Lefkoşa: Tarihin ve Düşüncenin Şehri
Lefkoşa’nın taşı toprağı tarih kokar. Bana göre Kıbrıs Türklerinin yaşadığı her şey bu şehrin sokaklarında hâlâ fısıldanır.
Gönyeli gibi yeni yerleşim alanları modern yaşamın bir yansımasıyken, şehir merkezinde bambaşka bir ruh vardır. Büyük Han, Kumarcılar Hanı, Selimiye Camii (eski St. Sophia Katedrali) ve dar sokaklar arasında saklı kalmış taş yapılar, geçmişle bugünü bir araya getirir.
Kitapçılar, antikacılar, restore edilmiş tarihi binaların içindeki kafeler ve restoranlar… Rüstem Kitabevi etkinlikleri, üniversite öğrencilerinin kültürel faaliyetleri ve Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlenen halka açık konserler…
Tüm bunlar Lefkoşa’yı sadece bir başkent değil, aynı zamanda bir entelektüel merkez haline getirir.
Karpaz: Doğanın ve Şifanın Coğrafyası
Karpaz, sadece bir bölge değil; adeta bir içe dönüş alanıdır. Verimli tarım arazileri, bakir koyları ve uzun altın sarısı sahilleriyle bu bölge, ruhu dinlendiren nadir yerlerden biridir. Apostolos Andreas Manastırı, bu bölgenin en önemli manevi duraklarından biridir ve yüzyıllardır ziyaretçilerini ağırlar.
Bu bölgede geçireceğiniz bir hafta, gerçekten de insanın hücrelerini yeniler. Topladığınız yabani otlar, tattığınız doğal ürünler ve yürüdüğünüz patikalar…
Doğada yürüyüş yapmayı, bisiklete binmeyi, dalından koparılmış meyveleri tatmayı seviyorsanız, Karpaz size yalnızca huzur değil, aynı zamanda şifa sunar.
Lapta: Rüzgâr, Yeşil ve Çok Kültürlü Yaşam
Lapta, tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış özel bir bölgedir. Rivayete göre Tapınak Şövalyeleri’nin de izlerini taşıyan bu coğrafya, bugün bambaşka bir karaktere bürünmüştür.
Bir tarafı deniz, diğer tarafı dağ… Yemyeşil doğası ve sürekli esen rüzgârıyla canlı ve davetkâr bir atmosfere sahiptir.
Bugün Lapta’da İngiliz ve Rus nüfusunun yoğunluğu dikkat çeker. Bir yanda lüks villalar, diğer yanda ikinci el pazarları… Bu karşıtlık, Lapta’nın kendine has çok katmanlı yapısını oluşturur.
Girne: Modernizmin ve Turizmin Kalbi
Girne, birçok insanın gözdesi. Ama bana göre Girne; büyük otellerin, hızlı yaşamın, turizmin ve ticaretin merkezi.
Girne Kalesi, Eski Liman ve çevresindeki tarihi dokunun yanı sıra, modern yaşamın yoğunluğu bu şehirde çok net hissedilir.
Zeytin ağaçları, begonviller ve denizden gelen o sağlık hissi… Dağdan inen serin rüzgâr… Tüm bunlar Girne’yi benzersiz kılar. Ancak aynı zamanda yoğunluğu ve temposu bana biraz yorucu gelir.
Açıkçası, günün birinde bu büyük otellerin daha wellness ve sağlık odaklı bir yaklaşıma evrilmesini bekliyorum. Çünkü Girne, bunun için fazlasıyla potansiyele sahip.
Kıbrısımız bir kaçış değil, bir dönüş ve hatta dönüşüm adasıdır!
Saydığım bölgelerin her biri, toprağını kazsanız tarih çıkacak kadar zengin. Son yıllarda yapılan bisiklet yolları, trafiğe kapalı alanlar ve doğa dostu düzenlemelerle Kuzey Kıbrıs artık sadece bir tatil noktası değil; aynı zamanda bir yaşam ve dönüşüm alanı.
Naçizane bir tavsiye olarak bir sonraki seyahatinizin dönüşünde litre litre alkol, kutu kutu sigara almak yerine zeytinyağı, bal, ev yapımı reçeller, hellim ve turşular alın. Ve Kıbrıs’ı bir de şu gözle keşfedin:
Bir kaçamak adası değil…
Bir iyilik, bir doğa, bir tarih ve bir sağlık rotası olarak.






Yorumlar
Yorum Yaz