Dünya yanarken 2026’da Türkiye turizmini ne bekliyor?
Akademisyen ve Kültür ve Turizm Uzmanı Dr. Zekeriya Bingöl, dünyanın farklı coğrafyalarında eş zamanlı yaşanan bu krizlerin artık münferit gelişmeler olmaktan çıktığını, küresel güvenlik algısını derinden sarsan yeni bir belirsizlik çağını işaret ettiğini vurguladı.
Akademisyen ve Kültür ve Turizm Uzmanı Dr. Zekeriya Bingöl, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya müdahalesi ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun derdest edilmesiyle başlayan süreci; İran’da yaşanan kitlesel ayaklanmalardan Orta Doğu’daki çatışmalara, Asya-Pasifik’te yükselen savaş risklerinden Avrupa’ya yönelen tehdit söylemlerine kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alan dikkat çekici bir makale kaleme aldı.
Dr. Bingöl, çalışmasında dünyanın farklı coğrafyalarında eş zamanlı yaşanan bu krizlerin artık münferit gelişmeler olmaktan çıktığını, küresel güvenlik algısını derinden sarsan yeni bir belirsizlik çağını işaret ettiğini vurguladı. ABD’nin başka ülkelerde gerçekleştirdiği operasyonların, bölgesel savaşların, nükleer tehditlerin ve insani trajedilerin yalnızca siyaseti değil; enerji piyasalarını, küresel ekonomiyi ve özellikle uluslararası turizm hareketlerini doğrudan etkilediğine dikkat çeken Bingöl, bu kaotik tablonun 2026 yılı turizm beklentileri açısından Türkiye için hem riskler hem de önemli fırsatlar barındırdığını ifade etti.
Dr. Bingöl’ün, küresel krizler ışığında Türkiye’nin güvenli destinasyon algısını, jeopolitik konumunu ve turizmde izlemesi gereken stratejik yol haritasını değerlendirdiği yazısı şöyle:
Küresel kaos çağında turizm, barışın pusulasıdır
Dünya adeta aynı anda birçok yerden alev almış durumda. Haritaya bakınca insan nereden başlayacağını şaşırıyor. ABD, Venezuela’da devlet başkanı Maduro’yu derdest ediyor; üstelik eşi de birlikte kaçırılıyor. Eşinin neden alındığını hâlâ kimse açıklayamıyor.
İran’da tarihin en büyük halk ayaklanmalarından biri yaşanıyor. Yemen’de Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan birbirine ateş açıyor. Çin, Tayvan’a girmek üzere; Tayland ile Kamboçya savaşın eşiğinde. Hindistan–Pakistan hattında nükleer savaş ihtimali artık sadece uzman raporlarında değil, günlük haber bültenlerinde konuşuluyor.
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü ve artık adına başka bir şey denemeye gerek olmayan bir soykırım, Suriye’ye yönelik saldırılar ve İran’a arada bir gönderilen füzeler…Ortadoğu zaten kaynıyor. Afrika kaynıyor.
Rusya dört yıldır Ukrayna ile savaşta ve “istersek İngiltere’ye tsunami yaratırız” gibi ürpertici açıklamalar yapılıyor.
Bu tabloyu görüp de hâlâ “turizm bundan etkilenmez” diyen varsa ya dünyadan haberi yoktur ya da bilinçli olarak gerçeği görmezden geliyordur.
Peki bütün bu küresel kaosun içinde 2026 yılında Türkiye turizmini ne bekliyor?
Kriz Dönemlerinde Turizm Bitmez, Yön Değiştirir
Tarih bize şunu net şekilde gösteriyor: Turizm, savaş ve kriz dönemlerinde tamamen durmaz; rota değiştirir. İnsanlar tehlikeli, belirsiz ve pahalı destinasyonlardan kaçar; ulaşımı kolay, güvenli, tanıdık ve fiyat–performans dengesi olan ülkelere yönelir.
İşte tam bu noktada Türkiye, tüm olumsuz algılara rağmen hâlâ güçlü bir adaydır. Avrupa’dan, Rusya’dan ve Körfez ülkelerinden gelen turist için Türkiye;
• Ulaşımı kolay,
• Hizmet kalitesi yüksek,
• Alternatif turizm türleri güçlü,
• Kriz yönetimi tecrübesi olan bir ülkedir.
Dünya yanarken turist, “en ucuz değil, en risksiz” olanı seçer.
Ancak Tehlike Dışarıda Değil, İçeride
Asıl risk, küresel savaşlar değil; bizim kendi hatalarımızdır. Fahiş fiyatlar, kontrolsüz işletmecilik, plansızlık ve turizmi sadece “para kazanma aracı” olarak gören zihniyet, Türkiye’nin en büyük düşmanıdır.
Dünya bu kadar karışıkken;
• Güvenli ülke algısını güçlendirmezsek,
• Turizm diplomasisini aktif kullanmazsak,
• Sürdürülebilirlik ve kaliteyi öncelemezsek, 2026 yılı kaçırılmış bir fırsat yılına dönüşür.
Sonuç: Dünya Bataklığa Sürüklenirken Türkiye Ne Yapacak?
Açık konuşmak gerekir: Bu aşağılık güç mücadeleleri, dünyayı bir bataklığa doğru sürüklüyor. Bedelini de siviller, çocuklar ve emekçiler ödüyor. Turizm de bu bedelin sessiz ama ağır sonuçlarından biri.
Ama tam da bu yüzden Türkiye için 2026 ya büyük bir fırsat yılı olacak ya da büyük bir hayal kırıklığı. Eğer aklıselimle hareket edersek, eğer turizmi günü kurtarma aracı değil, stratejik bir sektör olarak görürsek, eğer dünyaya “istikrar ve güven” mesajını net verebilirsek, Dünya yanarken Türkiye, turizmde ayakta kalan nadir ülkelerden biri olabilir. Aksi halde, küresel yangını bahane edip kendi ihmallerimizi görmezden gelmeye devam edersek, kaybeden yine biz oluruz.
Ve unutmayalım, Turizm; bombaların, füzelerin ve tehdit dilinin gölgesinde değil; barışın, aklın ve güvenin olduğu yerde büyür. Dünya bugün savaşları normalleştiren bir zihniyetle yönetiliyor. Eğer bu gidişata karşı aklı, diplomasiyi ve insan onurunu savunmazsak, kaybedilen sadece ülkeler değil; gelecek nesiller ve umut olacaktır. Türkiye’nin 2026’daki turizm başarısı da tam olarak bu duruşa bağlıdır.





Yorumlar
Yorum Yaz